
1920’li yıllara gelindiğinde otomobil sahipleri, hızlı araba kullanmanın verdiği hazzı keşfetmiş olacaklar ki “spor” otomobiller bu dönemde, özellikle zenginler arasında önemli bir yere sahip oldular. Güçlü motorları ve sürücüye fazladan dönüş hızı sağlamaları sayesinde, spor arabalar aynı zamanda ilk otomobil yarışlarında da kullanılmaya başlandı.
Alfa Romeo, Bugatti, Chevrolet ve Duesenberg gibi, yarış alanlarında adları duyulan markaların arasında başka bir marka vardı ki kuruluşunun hemen ardından, üstün kalitede üretilen spor modelleriyle, piyasaya az otomobil verse de, yarışlarda büyük başarılara imza atmayı başardı. Bu marka Bentley’di…
1919-1931 arası 6 farklı modelle, motor dünyasının öncülerinden olan Bentley otomobillerin iç ve dış tasarımı, aslında yarışlarda nasıl galip geldiklerinin bir göstergesiydi. Bentley yarış otomobillerinde, sürücü yardımcısının yararlanması için tek bir çıkış kapısı vardı. Sürücünün otomobilin dışında yer alan el frenine rahatlıkla uzanabilmesi için de arabanın içinde bir delik açılmıştı.
Yarış amaçlı üretilen Bentley otomobilin, fren ve süspansiyon sistemlerine ulaşmak hiç de zor değildi; üreticiler böyle bir zorluğun yarış alanında büyük sorunlara yol açabileceğinin bilincindeydiler.
“Bu araba bir yarış arabası ve kazanmak zorunda!” sloganıyla hareket eden üreticiler, Bentley’in büyük farlarını, yarış sırasında çarparak hem farlara, dolayısıyla da araca zarar verebilecek taşlara karşı, tellerle kaplamışlardı. Otomobilin ön tarafında ise fazla yükleme için ekstra bir alan ayrılırken, karbürator donanımı da Le Mans’taki 24 saat süren araba yarışlarında birçok başarı kazanmasını destekler nitelikteydi.
Rolls-Royce’un başkanı Peter Ward, 1986 yılında şirket yöneticilerinden dünyanın en güzel spor coupesinin üretilmesini istedi. 1985’de Cenevre’de Project 90 adı verilen bir spor coupe konsepti tanıtılmıştı. Konsept otomobil sürüşe hazır değildi ve şirket daha çok izleyicilerin tepkisini görmek istiyordu. Tepkiler olumluydu ve böylece seri üretime karar verildi. Bu aynı zamanda Rolls-Royce’un Bentley markasına verdiği önemin bir göstergesiydi. Aynısı 1982’de çıkan Mulsanne Turbo ve 1985’teki R modelinde de görülmüştü.
Project 90, Nisan 1989’da Nepal adını aldı. Uzakdoğu isimleri lüks İngiliz markasında eski bir gelenekti. Silver Cloud ilk olarak Siam olarak anılıyordu ve Silver Shadow da başka Tibet’ti.
Geliştirme aşamasında otomobilin zaten güçlü olan Turbo R’ye göre yüzde 10 daha performanslı olması hedeflendi. Bu, 240 km/s son hız ve
yaklaşık 6 saniyede 0-100 km/s hızlanma anlamına geliyordu. 2422 kg ağırlığında ve aerodinamik olmayan bir otomobil için bu verileri gerçekleştirmek kolay bir iş değildi.
Rolls-Royce, modellerinin motor gücünü açıklamayan bir firma olarak tanınmasına karşın Mulsanne Turbo’yu 1982’de Almanya’da satışa sunarken otomobilin motor gücü 333 HP olarak açıklandı. Bunu ölçü alarak Continental R’ın motor gücünün 363 HP olduğu tahmin ediliyordu ama 1995’te şirket gerçek gücü 389 HP olarak açıkladı. Turbo R modelinde kullanılan üç kademeli otomatik şanzıman yerini General Motors’un ürettiği dört kademeli otomatik şanzımana bıraktı. Şanzımanın ekonomik ve sportif kullanım seçenekleri mevcuttu.
Bentley Continental R’ın şasisi, Turbo R modelininkine benziyordu. 3061 mm’lik aks mesafesi aynı uzunluktaydı. Süspansiyon sistemi elektronik ayarlıydı ve hidrolik direksiyonla frenler markanın bilinen tarzında geliştirilmişti.
Continental’i bu kadar özel yapan karoseriydi. Geleneksel çizgileri ve tipik Bentley radyatör ızgarasına rağmen 0.36’lık kabul edilebilir bir rüzgar direnç katsayısı elde edilmişti. Coupenin iç mekanı limuzine göre radikal değişiklik gösteriyordu. Kokpitte tüm göstergeler sürücünün önünde toplanmıştı. Ön koltukların arasındaki konsol diğer bir yenilikti. Eskiden direksiyon simidinin arkasında yer alan otomatik şanzımanın vites kolu artık orta konsoldaydı. Son hız 233 km/s’yken sportif moda 0-100 km/s hızlanma 6.6 saniyede tamamlanıyordu.
Orta konsol arka kısma kadar uzanıyordu ve CD çalarlı bir müzik seti içeriyordu. Geniş donanımlı coupe 175 bin Sterlin’lik fiyatıyla 1992 başında seri üretime başladı. Rolls-Royce, yılda 70 otomobillik üretim hedefliyordu ve ilk iki üretim yılı önceden satılmıştı. İlk dört müşteri en önemli dört pazardan seçilmişti: İngiltere, ABD, Avrupa ve Uzakdoğu.
Turbo R’yle karşılaştırılınca arka koltuklar biraz dardı ve basın otomobilin sürüş özelliklerini eleştiriyordu. Continental R, ıslak zeminde şerit dışına çıkabiliyordu ve bir çekiş kontrol sistemine ihtiyaç duyuyordu. Zamanla donanım genişletildi. Başta yalnızca sürücü için sunulan hava yastığı, 1994’ten itibaren ön yolcu için de sunuldu. 1994 Cenevre Otomobil Fuarı’nda Pininfarina’nın tasarladığı ve Bentley Azure adı verilen cabio versiyonu tanıtıldı. Bu versiyon İtalya’da hazırlanıp boyanıyordu ve nihai montaj için İngiltere’ye gönderiliyordu.

EFSANELERDEN ÖRNEKLER

























