Otomobil kelimesi Auto (Yunanca kendiliğinden demek) ve mobile ( Latincede hareketli demek) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş ve ortaya çıktığı dönem açısından bakıldığında at arabalarında olduğu gibi bir şeyi itmeden veya çekmeden kendiliğinden hareket edebilen taşıt anlamına gelmektedir.
İnsanoğlu otomobili icat edene kadar pek çok aşamadan geçti. Daha teknoloji diye bir olgunun var olmadığı, insanların doğayla mücadele içinde oldukları bir dönemde, yaşamlarını kolaylaştırmak için binek hayvanları kullanılıyordu. Ardından belki de insanlık tarihinin en önemli buluşlarından olan tekerlek icat edildi. Bu yeni icadın yardımı ile at arabaları, kızaklar ve tarımda kullanılabilecek çeşitli araçlar imal edildi. Artık insanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için gerekli olan tarım, taşımacılık, göç gibi ihtiyaçlarını gerçekleştirmek daha kolay hale gelmişti.
Önceleri sadece yaşamlarında ihtiyaçların giderilmesi amacıyla yapılan bu ilkel araçlar kısa zamanda hayatın önemli bir parçası haline geldi. Hatta o kadar önemli bir hal aldı ki başlangıçta insanoğlunun hayatla mücadelesine kolaylık sağlamasının ardından zaman içinde bir lüks, gösteriş ve adeta gücün simgesi oldular.
19 ve 20. asırda neredeyse binek hayvanları bile olmayan halklarının karşına imparatorlar ve devlet adamları bu araçlarla çıktılar ve güçlerini bu şekilde ifade ettiler.
Tarih boyunca her zaman ihtiyaçlar, yeni buluşları ortaya koydu. Binek hayvanlarının kullanımını kolaylaştıran at arabaları zamanla ihtiyaçları gidermede yetersiz kaldı ve daha iyiye ulaşma çabasıyla ilk bisiklet yapıldı. İki tekerlekli bisikletten sonra, hızla üç tekerliye geçildi. Sanayi Devrimi ile her alanda makine kullanımı yaygınlaştı, yeni buluşlar yapıldı. Buhar gücü kullanılmaya başlandı ve ilk olarak buhar gücüyle kullanılan makineler yapıldı. Buhar gücüyle kullanılan makineler, tekerli arabalara uygulandı. İlk buharlı araba, 1770 yılında Cugnot tarafından yapıldı. Böylece otomobilin icadında ilk adım atılmış oldu. Ardından da hızla şimdiki otomobillere kadar uzanan motorlu taşıtlar serüveni başladı.
Otomotiv sanayisinin gerçek kuruluşu 1860’larda ve 1870’lerde başta Fransa ve Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde ve kısa bir süre sonra da ABD’de benzin motorunun geliştirilerek yaygınlaşmasıyla başladı.
Gerçek anlamda ilk motorlu taşıt 1885 yılında Alman Karl Benz tarafından yapıldı. Yapılan taşıt, dönemin özelliklerini taşıyarak sadece iki kişilik bir bisiklet şeklindeydi ve bir yıl sonra Gottlieb Daimler bu motoru atlı arabalara monte etti.
Ulaşılan bu sonuçlardan sonra çalışmalar hızlandı ve 1891 yılında, Fransız Rene Levassor bilinen ilk klasik tip arabayı icat etti. Bu taşıtlara insanlar o dönemde o kadar yabancıydılar ki, önden giden bir kişi elinde bayrak sallayarak araca yol açıyordu.
Sonunda insanların hayatına hız kazandıracak olan icat yapılmış, dört tekerli araç hayatlarımıza girmişti. Artık bundan sonra amaç daha güçlü bir motor, daha hızlı ve gösterişli arabalar üreterek bir öncekinden daha üstün araçlar yapmaktı.
ABD’deki ilk otomobil yapımcıları ise Ramson Eli Olds ile Alexander ve James Packard’dır. 1898’de ABD’de otomobil üreten şirket sayısı 50 iken, 1908’de bu sayı 241’e yükseldi. Her markanın öbüründen ayırdedilmesini sağlayan amblemi yada etiketi vardı. Bir tür övünme aracı olan amblemler değerli metalden elde mine boyalı yapılmaktaydılar. Ancak seri üretim otomobilleri ucuzlatınca küçük şirketler devler tarafından yutuldular yada piyasa dışına itildiler.Otomobil Avrupanın icadıyken Avrupalı bilim adamları otomobilin teorik hesaplarını yapmakla vakit geçirirken pratik Amerikalılar otomobil imalinde Avrupaya önderlik etmeye çoktan başlamışlardı.
1920li yıllar tarihe Amerikalıların en yaratıcı yılları olarak geçti. “Kükreyen Yirmiler” diye bir de isim takmışlardı. “Kükreme” sadece müthiş bir hızla büyüyen ekonomilerini değil, radikal bir biçimde değişen yaşam biçimlerini de anlatıyordu. “Kükreyen Yirmiler”in en önemli buluşlarından birisi de seri üretimdi. Ünlü otomobil sanayicisi Henry Ford’un bu müthiş buluşu sayesinde üretim katladı. Ülkedeki otomobil sayısı kısa sürede 6 milyondan 27 milyona yükseldi.
Avrupa’da ise otomotiv sanayisi 1919-39 arasında gelişerek aynı seviyede olmasa da, Avrupa şirketleri de ABD’deki seri üretim yöntemini benimsemişlerdi. Avrupanın en güçlü devletlerinden Almanya’da otomotiv sanayisi, 1. Dünya Savaşı’nın ağır yükünden kurtulana kadar pek yaygınlaşmadı. Bu alandaki en önemli gelişmeler 1926’da Daimler ile Benz’in birleşmesi ve 1929’da Amerikan üreticisi General Motors’un Almanya pazarına girerek Opel marka otomobilleri üretmeye başlamasıyla oldu.
II. Dünya Savaşı ’ndan sonra motorlu taşıt üretimi çarpıcı bir hızla arttı ve 35 yıllık bir süre içinde dünya üretimi 10 katına çıktı. ABD’deki üretim artmakla birlikte, dünya otomotiv üretimindeki yüzde 80’lik payı, bu süre sonunda yüzde 20’ye kadar geriledi. 1980’lerin başındaki ekonomik gerileme sonucunda en çok ABD etkilenerek bu dönemden itibaren Japonya üretimde birinci, AB ülkeleri ise ikinci sıraya yükseldi.
19.yy’ın sonlarında hayatımıza giren otomobil, 20.yy ile birlikte günlük yaşamın bir parçası olmuş ve artık gücün ve ihtişamın temsili olmasının yanında insanların gözünde estetik olarak da ön plana çıkmaya başlamıştı.

OTOMOBİL TARİHİ













